Pazartesi, Temmuz 23, 2007

Uzun zamandır ben

Bloguma bir şeyler yazmayalı ne kadar fazla zaman olmuş. Burasını pek önemsememeye başladım ama arkadaşlarımın nikah törenlerine gittiğimde bir şey anlatırken "aaa o mu? ben onu blogunda okudum" demelerinden sonra Blogger'a olan saygım yeniden ayarı yemiş oldu.

Şimdi bu gelişmeleri kısaca özetledikten sonra buraya daha sık yazı yazacağıma dair Google'a söz veriyorum.

Kurucusu olduğum ShiftDelete.Net de büyümeye devam ediyor. Günde en az 500 bin sayfanın izlediği site için bir de ofis açtım 4. Levent'te.

Yüksek Lisans eğitimim devam ediyor ama uzun sürmeyeceğe benziyor.

Şu sıralar kavurucu sıcaklarda hem arkadaşlarımın nikahlarına yetişmeye hem de işlerimi kontrol etmeye çalışıyorum. Fotoğraf konusunda bu aralar biraz sıkıntılıyım. Çevremde fotoğrafları ben çektiğim için genelde karelerde ben olmuyorum :) Tüm fotoğrafçılar da bundan dertlidir herhalde.

Şimdilik kesiyorum ama sık sık buraya yazılar gireceğim.

Cuma, Mart 02, 2007

Şu sıralar ben


Hilal ve annemle uğraşmak, en büyük zevklerimden.
Mesela Hilal'i yatağından kaldırmak, işkence yapmak :)
Ne demek istediğimi bu resim çok iyi anlatıyor. Zavallı Hilal :)



Tabii ki mutlu sonla bitiyor.
O bizim bi denemiz :)


Hamza bizim göz nurumuz. Annem, kardeşlerim ve
ben Hamza ile haftasonu geçirmek için can atıyoruz.
Oyunlar, şımarmalar derken vakit nasıl geçiyor anlamıyoruz.


Hamza ve Sultane Bababannesi :)


Zaman buldukça maçlara gidiyorum.
Ali Sami Yen'de bambaşka bir hayat var.

Pazartesi, Şubat 26, 2007

PC Magazine Türkiye

Bir günde çok sayıda entry girdiğimin farkındayım.

Blog'umda bir şeyi kaçırmak istemiyorum sadece. O nedenle önemli değişiklikleri, geç de olsa burada paylaşmak istiyorum.

Yazılı basındaki kariyerim, bilgisayar dergiciliğinde başlamıştı. Vogel Medya bünyesindeki Chip'te uzun seneler çalıştıktan sonra bir süre ara vermiştim.

Şimdi bir başka dergideyim.

Ciner Holding bünyesinde PC Magazine dergisinde yazı işleri müdürü ünvanı ile çalışıyorum.

Göz bebeğimiz shiftdelete.net de devam ediyor. Hem de daha da güçlenerek devam ediyor.

Paul Auster - Yazı odasında yolculuklar



Bitirdiğim son kitaplardan biri.

Bilenler uyardı ama okumadan edemedim. Yazarın daha önce hiçbir eserini okumadan son eserini okumayı pek tavsiye etmediler. Önce külliyatı devir dediler :)

Son kitabı oldukça ilginç ve sürükleyici. Daha da ilginç bir son ile bitiyor ve kitabı bir kez daha karıştırmanızı sağlıyor.

Diğer kitaplarını aramaya başladım bile.

Not: Yazar ile yapılan bir söyleşi.

Yeni Ortadoğu Haritası ve Emin Hoca

Bu ara çok kitap okumaya başladım. Sabah servisle giderken ya da akşam gelirken elimden düşürmez oldum.

Okuduğum kitapları başkalarına anlatınca daha fazla aklımda kalıyorlar.

Bir de o kadar kitap okurum ama yazarları hafızamda tutamama gibi bir sorunum var. Ya çok kitap okuyorum ya da...

Son sayfasını gördüğüm kitaplardan biri de "Yeni ortadoğu haritası"

Kitap, bir söyleşiyi içeriyor. Emin Gürses ve Mahir Kaynak'a yöneltilen sorulardan bahsediyorum.

Emin Gürses, aynı zamanda Sakarya Üniversitesi'nde benim de hocam oluyor. Onunla yapılan söyleşiyi okurken nefes alıp dikkatimi dağıtmak istemedim.



Ne kadar bilgili, ne kadar analitik düşünebilen bir hocam var diye gurur duydum. Hatta kitap biter bitmez kendisine bir de e-posta attım ama babayı aldım :)

Mahir Kaynak'a yöneltilen sorular ve aldığımız ilk cevaplar ise bir önceki bölümün heyecanından ve gerçekliğinden çok uzak ve tekrar eden sözlerden ibaret olduğu için sıkıldığımı söyleyebilirim.
Hocama yazdığım mesajda, "bu düşüncelerinizi web ortamında da görmek isteriz" dileğinde bulundum.

Hiç aklıma gelmezdi!

Bazen çok gereksiz şeyler düşündüğümü bilirim. Öyle ki, o kadar fazla şeyi aynı anda düşünmekten bazen uykum kaçar ya da başım ağrır.

Meğerse o kadar da uzun boylu değilmişim.

Hiç aklıma gelmezdi kuzenimin vefat edeceği.

Acılı ailesi, 2.5 yaşında bir yeğen, ve abla dediğim yengem... Önceleri inanamamıştım ama bu hafta yaptığım ziyarette anladım artık olmadığını ve gözyaşlarımı tutamadım.

Onun adını sık sık hatırlayacağım.

Allah, mekanını cennet etsin.

Cumartesi, Ocak 27, 2007

Dans etmeyi sevmez misiniz?



Ben o öüzrlülerden biriyim. Ama zaman ayırırsam oluyor gibi :)

Konu ben değilim. Biraz önce izlediğim bir film. Başrolde Antonio Banderas oynuyor. 2006'da yapılmış. Adı Take The Lead. Türkiye'de oynadı mı bilmiyorum ama Yuji'ye inen filmlerden biriydi.

Zamanı olanlar varsa tavsiye ederim.

Yuji: P2P ağlarının bize verdiği güç :)

Cumartesi, Ocak 20, 2007

Son çınar da devrildi!

2006-2007...

Hiç te hoş geçmeyen yıllar oldular. İş açısından kariyer açısından iyi, güzel oldu ama acı da olsa bazı gerçekleri yaşamış olduk.

Önce Muharrem dedemizi kaybettik. Perşembe günü (18 Ocak 2007) Salih dedemizi toprağa verdik.

Mukadderat.

İnananlar için kısa bir ayrılık demek bu. Bir süre sonra yeniden görüşeceğiz nasıl olsa.

Vasiyeti gereği, hiç görmediğim annesi ve babasının yanına defnettik köyümüzde.

Toprağı bol, mekanı cennet olsun dedemizin.

Cumartesi, Ocak 13, 2007

Bi de bu var!


Dergi, internet sitesi derken kendi blogumu unuttum. Hoş, orda da bloglarım var ama buranın takipçileri daha farklı :) Burda ben de farklı oluyorum zaten.

İnsan kendi parasıyla bir kamyon dayak yer mi sorusuna yanıt aramak için birazdan buz pateni yapmaya gideceğim.

Parkorman'da haftasonları yeni bir eğlence edindim kendime.

Videosu bile var ama cesaret edemiyorum buraya atmaya :)

Son haberler;

- Chip editörlüğünden ayrıldım.

- ShiftDelete.Net internet sitesinin korrdinatörlüğüne sorunsuz devam ediyorum.

- PC Magazine Yazı işleri Müdürü olarak göreve başladım.

Pazar, Eylül 03, 2006

Gerçek mi?



Aynı sitede olduğumuz arkadaşlarla haftasonu buluştuk...

Tabir-i caiz ise; yedik içtik eğlendik.

Bir sonraki buluşma Sapanca'da. Hem de pikinikte...

Pazartesi, Ağustos 14, 2006

Karasu - Sakarya

Karasu - Sakarya
Aug 14, 2006 - 9 Photos


Gunluk kacamak yaptigim yerlerden biri. Sakarya sehir merkezine 45 dakika uzaklikta. Ozsu Tesisleri diye kucuk bir isletmede kaldim. Havuzunda daha fazla zaman gecirdim ama yine de fotograf karelerine, deniz yansidi.

Perşembe, Temmuz 20, 2006

Gümbet ve çikolatam


Dergi yazıları, SDN derken kısa bir tatil yapma şansım oldu. Daha önceden Güvercinlik'te yaptığım tatili bu sefer Gümbet'e taşıdım. Bağevleri'nde geçen zaman hem dinlendirici hem de eğlenceli geçti diyebilirim. Hele ki oteldeki çikolatam Jasmine ile çoook eğlendik.

Pazartesi, Haziran 19, 2006

Funda Arar - Camdan kalp


Funda Arar'ın son albümünü indirmiş kardeşim. iPod'a da yüklemiş. Sakarya'dan İstanbul'a gelirken otobüste dinlemeye başladım. Bir şarkısını dinledim ki, kalp atışlarım yükseldi, her saniyesinde mutlu oldum. Nedendir bilmiyorum ama Funda Arar'ın normal olmayan sesi (bir arkadaşınızın ya da sevgilinizin sesinin bu kadar boğuk olduğunu düşünün) beni inanılmaz derecede etkiliyor.

Şarkıya gelelim;

Funda Arar - Camdan kalp (4. şarkı olması lazım)

Ayıp olmasa yükleyeceğim buraya ama :D Emek verip de ulaşılması gereken bir şarkı :)

Pazartesi, Mayıs 08, 2006

Yaşadığı gibi ölen adam



Haftasonu dedemi toprağa verdik. Ani değildi ama yine de şok olduk. Resmi bilgi yok ama 100 yılı geride bıraktığı söyleniyor. Daha birkaç hafta öncesinde "Ayaklarım izin verse tarlamda bile çalışabilirim" diyen dedemiz, şimdi eşinin yanında.

Beni etkileyen bir diğer olay da 13 çocuğu içerisinden, babamın yanıbaşında can vermesi. Babamdan tekrar takrar dinledim nasıl vefat ettiğini. Anlatırken huzurluydu babam. Çırpınmadan, sesini çıkarmadan, işaret ederek ve dua ederek usulca geçmiş, gitmiş.

Cenazesini köyümüze götürdük aynı gün. Yemyeşil dokusu, mis gibi havasıyla köyümüz bile huzurluydu cenazemize gelen onca insan gibi. Ve babanemin hemen yanına defnettik sevgili dedemizi.

Dedem çok çalışkandı. Kendi arabasını kendisi yapmış. Ben küçücük çocukken köyde kendi kullanacağı eşyaları yaptığı bir de küçük odasını hatırlıyorum. O oda halen kilitli. Dedem bir de askerliği çok severdi. Anlatırdı da anlatırdı. O kadar güzel anlatırdı ki, dinlemeye doyamazdık.

O günün akşamında da kardeşlerimi alıp döndüm.

Ölümün de güzeli olur mu? Olur. Herkesin içten helalleşmesi, anılarını anlatırken gülümsemeleri, evlenip yuva kuran çocukları ve sayısı da yüze yakın olan torunları...

Allah rahmet eylesin dedeciğim.

Pazartesi, Mayıs 01, 2006

Eskilerden

Arşivi karıştırırken rastladığım dosyalardan birini daha burada paylaşayım.

Radyoda program yaparken kaydetmiştim bu şiiri. Şiirlerden nefret ederim. Çok saçma gelir bana. Ama nedense güzel okuduğumu düşünürüm.

Bu şiir, albümün bir parçası. Şiir albümü hakkında kısaca bilgi vereyim; Sakaryalı bir şairin kitabı ile ücretsiz verilmesi planlanan bir albüm.

İşte onlardan biri

Geride 10 tane daha var. Zamanı gelirse onları da paylaşırım.

Cuma, Nisan 21, 2006

Kont Bilişim - Antalya Daveti

Samsung Türkiye ve Kont Bilişim'in daveti üzerine geçtiğimiz haftasonunu Antalya'da geçirdim. Majesty Beach Club'ta geçen 3 gecede ve Antalya'nın tarihi yerlerinde güzel zamanlar geçirdim diyebilirim.

Otel, bahsedildiği kadar profesyonel çalışmasa da (Türk Hamamı'na girmek için havlu istediğinizde yetkilinin elini ağzına götürüp bağırarak "Sadulaaahhhh kop lan havlu getiirrr" demesi gibi) yine de Antalya'nın diğer güzellikleri bu problemleri görmezlikten gelmeme neden oldu. İlk 2-3 gün havanın kapalı ve yağmurlu olması da bizim kötü talihimiz olsa gerek.

Kapalı havada yapılabilecek en iyi şeyi, Antalya'nın tarihi yerlerini gezdik tabii ki. Dinçer, Ecevit, Nilgün, Yeliz ve ben sırasıyla Aspendos, Düden Şelalesi, Side gibi muhteşem yerleri ziyaret ederek güzel fotoğraflar çektik.

Antalya'ya ilk gidişimdi. Tarihi mekanları, Side'de yediğimiz testi kebabını, oteldeki Türk Hamamı'nı unutmayacağım.

Birkaç resim;

Perşembe, Nisan 06, 2006

Bir konferans bir seminer

Son zamanlarda yine Blog'umdan koptum. Ama beni oldukça mutlu eden gelişmeler olduğundan dolayı burada kayıt altına almak istedim. Bunlardan ilki Marmara Üniversitesi Bilgisayar Mühendsliği Kulübü'nün daveti üzerine Güvenlik ve Hacking konulu bir konuşma için Göztepe Kampüsü'ndeydim.

Öğrencilerle yeniden bu kadar yakın olmak güzeldi. Kantinden yediğim tost ve pet bardaktaki çayın tadı, daha önceleri hatırlattı bana. Bu konferansa ait fotoğrafları kısa zaman içerisinde buraya yüklerim.

Bir diğer haber de Bahçeşehir Üniverstesi'ndeki Windows & .Net Magazine dergisinden arkadaşım Cenk Tarhan'ın yönettiği Web Tasarımı semineri idi. Katılımcıların sorularını cevaplamak üzere katıldığım bu güzel üniversitede, katılımcıların seminer saatlerinde Şahin, Aytun, Cenk ve benim oynadığımız langırtın da keyfi gerçekten güzeldi.

Daha sonra Gökhun da katıldı. Langırt tecrübesinden dolayı kendimden utandım :) Gerçekten iyi oynuyor.

Seminer'den görüntüler



Pazartesi, Mart 13, 2006

Kış bahçesi

Eve çok yakın bir kafe var. Biber Cafe. Koşuyolu'nda ama buranın bir de gerçek Koşuyolu kısmı varmış. Bu tarafta oturanlar biraz daha varlıklı kişiler olduğundan ilginç ve çok güzel şeyler yaptırmışlar halka açık yerlere. Mesela gece yarısı yolda yürürken fotoseller sizi takip ediyor ve adım attığınız yerleri takip ediyorlar. 24 saat boyunca sokakların girişlerinde ve çıkışlarında bekçiler yer alıyor. Bu bekçilerin maaşları da sokak sakinleri tarafından ödeniyor.

Burda şeker mi şeker bir de cafe var. Diğer kafelerden farkı ise bir kış bahçesinin olması. Etrafı camlarla kaplı olan bu bahçede yağmur yağarken kahvenizi ya da çayınızı yudumlamak ise bambaşka bir keyif. Bu yazıyı da bu anlardan birinde yazıyorum. İş çıkışında eve uğramadan buraya gelmek istedim. Yağmurda epeyce ıslandım ama yine de geldiğime değdi.

Kafeye girdikten sonra kış bahçesinde yer bulabildim ve üstümüze yağan yağmurun sesinden garsonu duymak bile gerçekten güçtü. Kablosuz internet hizmeti de cabası. Bu arada birkaç yazı da yazabildim.

Sanıyorum buraya sık sık geleceğim.

Cumartesi, Mart 04, 2006

Kanlıca'dan canlı yayın



Laf aramızda, yeni bir bilgisayar aldım. İhtiyaçtan. Sakarya-İstanbul arasında mekik dokurken bazen acil yazmam gereken yazıları internetcafe'lerde tamamlamak zorunda kalıyordum. Ya da SAÜ kampüsünde. Ama öğrenci olduğum için her bilgisayarı kullanmam doğru olmuyor. Tamam, bir şekilde kullanıyorum ama o zaman da tanıdıklarım zor durumda kalabiliyorlar.

Neyse İzmir'lerden bulabildiğim Dell D600 marka orta halli dizüstü bilgisayarı aldıktan sonra ilk kablosuz boğaz manzaralı internet keyfimi Kanlıca'da denemek istedim. O da ne? Kanlıca'da bir tepe var. Adını bilmiyorum. İnanılmaz bir manzarası var. Sanıyorum denizden 70 metre yükseklikte. Çıkana kadar akla karayı seçiyorsunuz. Ama manzaradan sonra o kadar yorgunluğa değdi diyorsunuz kendinize.

"Acaba olur mu?" diyerek şöyle bir ağ kontrolü yapayım derken dağın başında 5 tane ağ ile karşılaştım. ilk denemede internete bağlanabildim. sinyal gücü de çok iyi. O arada MSN, web sitesi falan derken keyifli saatler geçirdim. Akşama doğru Kanlıca'dan boğaz manzarasını izlemek ise ayrı bir keyif.

Gelecek hafta gidersem mutlaka fotoğraf çekeceğim. O zaman burda da paylaşırım.

Kablosuz internete iyice alıştım sayılır. Evde de kablosuz bir ağ kurdum. Teste gelen Asus Access Point ile evin ve bahçenin tamamında interneti çok iyi sinyal seviyesinde kullanabiliyoruz. Sanırım bu konuya kalıcı çözümler sağlayacağım önümüzdeki hafta.

Pazar, Şubat 19, 2006

Bir Pazar günü... Ve ben...

Günlerden Pazar demek, düşüncelerimi anlatmakta eksik kalır herhalde. Bu Pazar'ı asla unutmayacağım. Sabahın erken saatlerinden başlayarak anlatıyorum...

İyi okuyun...


Sabaha karşı 4 gibi bilgisayarımı kapatıp yatağıma uzandım ve saniyeler sonrasında uyumaya başladım. Gözlerimi yeni kapadığımı sanmışken, birden sızlanmalarla uyanmaya başladım. Tam bir buçuk saat geçmiş ve güneş doğmadan 10 dakika önce, yani Shift'in çiş zamanının geldiğini de öğrenmiş oldum.

Tam uyanamadan kalktım ve Shift'in kaldığı bahçe, çamurlu olur diye üzerime gündelik bir şeyler giydim ve kapıdan çıktım. Kapıyı çekmemle aklımda "Acaba!!!" diye bir şimşek çaktı. Ceplerimi kontrol ettim hemen.

Olamaz...

Aklıma gelen başıma geldi. Anahtar içeride kaldı. Ev arkadaşım Cem de yok. Daha kötüsü, telefon yok cüzdan yok ve sadece elimde köpek maması, tasma ve berbat elbiselerim var.

Kapıyı zorladım. Camları kontrol ettim ama yok. İmkansız. Bari köpeğin çişini yaptırayım, derken de birşeyler düşünürüm diye koyuldum yola. Saat 6'ya geliyor.

Yolda biraz dolaştım, köpek de çişini yaptı. Hava aydınlandı o arada ve yoldan geçen genç birine "Telefonunuzu kullanabilir miyim?" dedim.

Düşünün bir kere. Elinizde canavar görünümlü bir kurt, üzerinizde kötü kıyafetler ve sabahın ilk ışıklarında telefon kullanmak istiyorsunuz yabancı birinden. İlginçtir, adam tereddüt etti ve o arada ben de numarayı ben vereyim siz çevirin dedim durumumu anlattıktan sonra. Cem'i aradı. Sonradan güvendi mi artık nedir, telefonu bana verdi. Telefon çalıyor da çalıyor ama Cem açmıyor. Nerde olduğunu bile bilmiyorum. Tam kapanmak üzereyken Cem'den "Alo" sesi geldi. Ona durumu izah ettim ve ofiste olduğunu hemen geleceğini söyledi.

Kapı önündeki bahçede köpekle oynarken Cem de geldi ama bu sefer de başka bir şüphe. İçeride kalan anahtar olunca dışarıdan da açılmıyor bizim kapı :) Yine düşündüklerim gerçekleşti ve Cem'le beraber neler yapacağımızı düşünmeye başladık. O saatte, Pazar gününün ilk saatlerinde bir çilingir bulmanın zorluğunu düşünürken ilginç bir yöntemle (burdan bahsedip de hırsızlara davetiye vermek istemiyorum) evime girebildim...

İlk işim üzerimdekilerden kurtulup yatağa sarılmak oldu :)

Gün bitmedi daha. Akşam da bir arkadaşımın daveti üzerine Tabu oynamaya gittik. İlginç konuşmalar da olmadı değil?

Takım arkadaşım: Ben nasılım?
Ben: Süper
.....

Ben - Ayşenur, kafasını (saç ve baş demek yasak) güzelleştirmek için nereye gidiyor? (kuaförden bahsediyorum)
Takım arkadaşım: .....

Takım arkadaşım: Sen ne yiyosun şu anda?
Ben: (Sadece çay içiyorum ama) Çay yiyorum...
....

ORdan kalkıp bir başka yere gittik ve daha bir kaç dakika önce telefonumun saatine bakıp masaya bıraktım ama bakıorum bakıorum telefon yok. Herkes kalktı, bir arkadaşımızı trene bindireceğiz ama benim telefon yok piyasada. Garsonu çağırdım acaba siz gördünüz mü falan derken, kameranın bizim msaya doru baktığını görüp kameradan kayıt mı alsak acaba diye de sordum ben (evet yaptım). O arada arkadaşlar gülerek, buyur telefonunu diyerek bana o günün en büyük şoklarından birini de yaşattılar.

Oradan da kalktıktan sonra arkadaşımızı Adapazarı trenine bindirdik Haydarpaşa'da ama diğer arkadaşlardan birinin isteği üzerine tren kalkana kadar da içinde kalalım istedik nostalji yapalım diye.

İçeride sohbet koyulaştı, o konu bu konu derken, yandaki trenin hareket ettiğini gördüm. İçi boş tren neden hareket eder diye düşünürken diğer tarafa bakınca hareket eden trenin bizimki olduğunu anladım. Yanımdaki arkadaşıma hemen koşmasını ve trenden atlamamız gerektiğini söyledim. Hareket eden trenden önce ben sonra da o atladı. İnanılmaz dı. Saniyeler sonra tren de kayboldu.

Sonra mı?

Evdeyim ve bu olanları bloga yazıyorum işte...